DÜŞÜNMEYE ve BANA DAİR

 

Bundan yıllar önce, henüz liseye yeni başladığımda, İzmit’ten Eskişehir’e giden bir trende “düşünmek” üzerine düşündüğümü hatırlıyorum. Başıma bu kadar tehlikeli işler açabilecek ve hayatımı altüst edebilecek bir eylem olduğunu o zamanlar tabiki de bilmiyordum. O zamanlar  “hayat senin gördüğün gibi toz pembe değildir” sözünün gerçekliğini de bilmiyordum.

 

Zamanla, büyüdükçe toz pembe hariç her renkle karşılaşır olduk. Renkler hep soluk tonlarda seyrediyordu ve bu renksizliği yok etmek için kullandığım en iyi silah düşünmekti. Meğerse iyi olduğu kadar da nankörmüş. Çözümleyeceğine daha da karmaşıklaştırdı her şeyi. Her düşünmekle müdahele ettiğim yerde “çıkmaz sokaklar” çıkar oldu karşıma. Halbuki ben daha Yılmaz Erdoğan’ın “soyulur muydu kabuğu hayatın, yoksa bütün vitamini kabuğunda mıydı” sözünü duymamıştım bile. Gerçi duymuş olsaydım da sallamazdım herhalde.

 

Depresyon teşhisi koydular bundan bir yıl önce, o da psikiyatriste geç gittiğimden. Vaktinde gitsem iki belki de üç sene önce konardı o teşhis. Gerçi teşhisin konması kime ne fayda getirdi meçhul ya... Haksızlık etmemek lazım, bir yere kadar faydalıydı, kabul...

 

Her neyse, neticede düşünmek beynime yapıştı. Takıntılar ve mücadeleler.. Aylardır tek yaptığım, “mücadele” diye adlandırdığım kontrol edemediğim düşünceleri kontrol altına almak uğraşı. Sanki bir gün bir şekilde ereceğiz ve herşeyi çözümlemiş olarak hayata devam edeceğiz. Benim asıl hastalığım bu işte. Mutluluğa ya da huzura erişecek kafayı hazırlamadan hayata dahil olamayacağıma inanmam...

 

Kafam eskidi, farkındayım ve bundan rahatsızlık duyuyorum. Sürekli aynı konularda, aynı düşünceleri üretiyor olmam bir döngüde olduğumun ispatı. Moralimi bozuyor döngüde olduğumu farketmek. Moralimi bozuyor, çünkü nasıl çıkılacağını bulamıyorum ve bulamayacağım gibi.

 

Her neyse, bunalım felsefesi yapmayacağım. Bir yerden değişime başlamalıyım artık, her şey aynı kaldığı müddetçe her şey olmakta olduğu gibi tekrarlanmaya devam edecek.. Fakat değişimi alevleyecek kıvılcım hala ufkumda gözükmüyor.

 

Sadece “değiştim” diyerek değişmem mümkün olsaydı keşke? Sadece değişememeye isyan olsun diye değişiverseydim bir anda... Hayır, çok sıkıldım eskiden ve yeniyi istiyorum artık...

 

Yeniyi keşfedebilmek için eskiyi analiz etmek gerekiyor. Eski sadece düşünen, aktiviteye geçemeyen, fikirleri hep soyutta kalan, her gün kendine bir dert bulup o günü o derdi çözümlemeye adayan bir “ben”. “Yeni ben” güçlü olmalı, peşinden koştuğu amaçları, yapmayı planladıkları ve planladıklarını uygulayacak disiplini olmalı...

 

Hayatım bir yaşam mücadelesine döndü ve bu da çok basit kaçıyor. “Hayat” benim, istediğim gibi kullanabileceğimi idrak etmeli, özgürlüğümü keşfederek kendime olan güvenimi arttırmalıyım. Bir takım dertlerim var, mantıklı ve sakin bir şekilde çözümlemeliyim. Okulun bende yarattığı stresten kurtulmalıyım. En büyük derdim bu stres. Bazen çok had safhaya çıkıyor bu stres, beni isyanlara daha kötüsü bunalımlara sokacak düzeylere erişiyor. Olduğu yere kadar demeli. Kaldıklarımdan kalırım, geçebildiklerimden geçerim ve yoluma devam ederim.

 

Bir takım projeler üreterek hayatımı renklendirmeye başlamalıyım. Aslında bölümümü sevebilirim, ilgi çekici konular var gerçekten. Sevmeden de okuyamam sanırım. Evet ben seviyorum  bölümümü, sadece çalışmak konusunda gereken disiplini gösteremiyorum. Şu dönemi iyi kötü bir şekilde atlatırsam, sanırım herşey daha olumlu hale gelecek. Yapmam gereken sadece 3 dersten geçmek. Gerisini bir şekilde hallederim.

 

 “Düştüysen, kalkmaktan başka çaren yoktur...” Bunu bildiğim halde neden hala sürünmek konusunda ısrar ettiğimi anlamıyorum. Umarım bu hayırsız ısrarımdan vazgeçerim artık...